artık dinemiz.com adresindeyim.
Arşivmonolog
hastasıyım!!

vazolar, özel tasarımlar, kumaşlar,minderler, lambalar ah öyle severimki dekorasyon ürünlerini hele bi de özel
tasarımlarsa,hele bide benzersiz şeylerse işte ben onlara hastasıyım!
izmirde sabah saat 10 da girip akşam 5 te cıktıgım ikea ürünleri bunların başında gelir , hem güzel hem kullanışlı hem de çok ama çok ucuz
ha bi de sürekli sitesini gezip ‘bunu istiyorum, bunu da evet evet şu da süper’ diye kendimi kaybettigim Budun var, ehe ikea burda olmasa da Budun 30 m’2lik magazası i evime 5 dklık mesafe de olması yetiyor..
bi de özel tasarımlar var demiştim ya, onlara henüz gücüm yetemiyor, bi ara philippe-starck ünlü limon sıkacağı decorum magzasında satılmıştı, o zaman param yetmemişti de çok üzülmüştüm…
ve evet yazımın esas konusu beni kendine bağlayan bi kaç süpper ürün
- zamazingde gördüm, taş minderler
- duvara as tablo indir sandalye
- kokteyl süslerini anımsatan katlanır açılır lamba
- mum alevine tat veren dahiyane mumluklar
Konuya uygun şarkıyı da Crosby, Stills, Nash, and Young’dan dinliyoruz: Our House
sonunda…
yılardır hayalini kurduğum tatil yapıldı ve bitti ve ben çok iyi dinlendim , yüzdüm , güneş gördüm, yemek yapmadan karnımı doyurdum, boş boş saatlerce oturdum, denizi izledim , çakıl taşlarıyla oynadım, dondurma yedim, sefgilime baktım, burayı hazırlamak için cici şeyler düşündüm, uzun süredir aramadıgım arkadaslarımla görüştüm ,uzun süredir okumadığım dergi ve kitapları okudum, eskiden takip ettiğim internet sitelerini gezdim, red alert oynadım, kumlara bastım, çilek reçeli yaptım , saçlarımı ördüm, yüzüme maske yaptım, bir sürü film izledim sevgilime sarıldım, midye yedim ve evet burayı hazırladım…

Bi boşluk oldu ama şimdi… Ben tüm kış, bunun heyecanıyla yaşamıştım simyacı daki olaya benzedi, e ne ki o simyacı ben kimyacı
En yorgun zamanlarımda ,konuşmaktan sesimin kısıldığı zamanlarda kaçamak bi düşünceyle kendime “bekle dinecik az kaldı hepsi bitcek ve sen tatil yapabilceksin, 4 yıldır girmediğin denize gireceksin, bırak yol kenarındaki kirli su birikintilerine zıplamayı koca kız oldun biri görecek rezil olacaksın, hadi şimdi derin bi nefes al seni bekleyen insanların yanına dön tahta kalemlerini unutma ,çayından son bi yudum, hıh şimdi sigarayı da söndür , evet evet saçların iyi, hadiii ” dedim…
Shine on Syd…
Syd Barret ‘in60 yaşında hayatını kaybettiği açıklandı…ben ağladım…
Lise yıllarında bi kaset almıştım, albümün adı Relics idi, ilk dinleyişte kasetin A yüzündeki 2. şarkıyı çok sevip bi kaç hafta ortalarda See emiliii pleeey diye mırıldana mırıldana dolaşmıştım ve tabi o günlerde başladı Pink Folyd hayranlığım ve hala devam etmekte,, devam etmeyen ise Syd’in yaşamı…
Meddle albümünden sonra Syd ve gruptaki değer elemanlar arasında, hatta Syd il gerçek dünya arasında kopmalar başlamıştı ve bir süre sonra Syd stüdyoya kayıta geldiğinde artık gruba dahil olmadığını öğrendi, pek de sallamadı çünkü iyi değildi…
Ben hep şunu düşündüm; Pink Floyd‘un ilk kurulmasında yer alan bu dahi adam ya dağılmasaydı, Gilmour , Waters, Mason ve Wright gibi kalabilseydi Pink Floyd nasıl olurdu daha nasıl olurdu?
Grubun yanılmıyorsam 14 albumünün yalnızca 4 ünde yer aldı Syd Barret ve bu sıkı Pink Floyd hayranları için saygı duyulması, öpülüp başa konulmasını engellemedi, sahnede yaptığı hataları, bayılmaları, saatlerce tek notaya basılı kalan parmakları, kullandığı Acidler grup
arkadaşlarının ona şarkılar yapmasını engelleyemedi, benim bugün oturup onun için ağlayarak Shine on you crazy diamond dinlememi engellemedi…müzikal anlamda çok etkisi kaldı Pink Floyd’da bu kesinlikle yadsınamaz.
Bir söylenti dolaşmaktaydı epeydir; temmuzun ortalarında David Gilmour çok önemli bir açıklama yapacak diye, ben de acaba son bi kez full kadro bir araya geleceklermi diye düşünürken temmuzun ortasında Syd’in öldüğünü öğrenmek acıttı beni.
Rahat uyu diyerek bir mum yaktım onun için…ağlayarak Wish you were here mırıldandım içimden…
Shine on Syd…dönersin sanmıştık sen gittin…
i’m home
Sanki bu yıl hiç bitmeyecek, sanki bi daha hiç denize girmiycem, sanki sevgilimle tüm gün evde miskinlik yapamıycaz gibi geliyodu ya bana; bitti evet sonunda bir öğretim yılı daha benim için bitti.
Okumadığım tüm dergiler, kitaplar, gezemediğim mağazalar, aylardır hazırlayamadığım blog sayfam, ihmal ettiğim bi sürü arkadaşım, balkondaki düğün çiçeğim, açamadığm ev hediyelerim, fotograf makinem, plaj terliklerim ve güneş kremim; geldim
evim evim tatlı evim
Şehirdeki tüm mobilyacılar gezdim, koltuğun rengi, dolabın iç çekmecesi , şifonyerin aynası, kitaplığın boyu, sandalyelerin minderi derken mobilyacılar evim gibi oldu öyle çok gittim ki oraya; çalışanları düğünüme bile davet ettim.
Zor, bazen yorucu ama bi o kadar da zevkli (benim için, sevgilim için asla! ) mobilya seçme süreci sonunda bitti, yeni cicilerimiz evimize geldi kurulumu yapıldı biz evlendik, aradan 6 ay geçti ama sorun şuydu: ben o kadar özene bezene aldığım eşyalarla kısıtlı bütçeyle hayalimdeki evi kurmanın keyfini yaşayamadım bi türlü, çünkü evimde vakit geçiremiyordum çünkü çok yoğun çalışıyordum!

E noldu hastalandım tabi ama hastalanmayı hiç bu kadar sevmemiştim,hasta olup da kendimi hiç böyle mutlu hissetmemiştim, bir haftadır işe gitmiyorum , üstün performansımdan dolayı kimsecikler de bişi söylemiyor ve ben evimde vakit geçirebiliyorum
Hele ilk gün çok heyecanlandım, tüm gün ne telefon geldi ne soru çözdüm ne eve öörenci geldi ne de evden dışarı adım attım, evimdeki armut koltuğa daha yeni oturup
ayaklarımı yepyeni sehpaya uzatıp gazete okudum , mutfaktaki tost makinasını daha bu sabah açıp sefgilme ekmek kızarttım, kutusundan yeni çıkardığım bardaklarla dün çay içtim, sevgilimle film izledim, yemek yaptım, oje sürdüm,kitaplığımın rengi ile masanın ne güzel uyduğunu görüp gülümsedim, 5 tane borcam tencerem olduğunu farkettim, 2 sini anneme vermeye karar verdim, saçlarımı ördüm, fotograf çekmek için ortalığı topladım ve karar verdim, ben ev hanımı olmak istiyorum , artık hayalimde meslek budur!
Mor ve ötesi…

benimküçük sevgilim
sen bana neler yaptın
böldün parça parça
onlar bilmez onlar bilmez
bakarlar yüzüme
sanki yoksun gibi
sanki yalanmışız gibi
… continue reading this entry.
4-8-15-16-23-42
Tatilin gelmesi evet güzel hoş ama…
ya LOST
ya Sawyer ve taktığı isimler
ya sahte henry gale
ya desmonda aşık kız ve babası
ya kutuplardaki manyetik hareketlenmeyi bulan denizaltı
ya hurly
ya locke
ya jack ve kate
ya wolt ve michaelın denize açılması
ya binlerce soru işareti ve ayrıntı!!
Bunların hepsi ile birlikte tatil yapmak balayını 38 böüm lost izleyerek geçiren biz için zor olcak, bi de son zamanlarda kaç sezon loacagı hakkındaki söylentiler de can sıkıcı 6 sezona yürek mi dayanır, 3 ü geçmesin diye dualar etmekteyim…
lost meraklılarına minik bir hediye : Sawyer Sawyer Locke
İçimdeki seyyah…
Şiirler okuyorum anlatıyor
“unutmadım Revannalı kadınları” diyor,
bu kadınları kıskanmak istiyorum…
Venedik’te rahibelirin işlettiği pansiyonun duvarları ne renk bilmek, duvarlarında asılı tablolar bakmak istiyorum…
Saint Marco meydanındaki mask dükkanından alışveriş yapmak, Davut heykeline dokunmak istiyorum…
Floransa’dan sıkılıp romaya geçmek ve Vatikana çıkmak istiyorum, Sistine Chapel’i kapalı olduğundan gezemedigim için üzülmek Gaudinin yaratık evlerine bakıp tüylerimin ürpermesini istiyorum…
Fas sokaklarında esrar çekenleri koklamak, ispanyol aksanlı bi şarkıcıdan jazz dinlemek istiyorum…
Loure müzesi bahçesindeki canlı heykellerin biriyle öpüşmek , eyfel kulesinin en tepesinden sen nehrini seyretmek istiyorum…
dublinde bir meydanda sıcak bira içim james joyce okumak ağlamak , kulaklığımda U’2 dan love rescue me dinlemek istiyorum…
londrada faşistlere küfretmek slogan atmak ve makina müzeyi gezmek araba kiralayıp kullanamak istiyorum…
Finlandiya da ren geyiği eti ve somon balığı yemek ,üşümek aydınlıkta uyumak istiyorum…
zürihte kayıp stilleri aramak , istasyonda ben kayıp sitillerim diye bağırmak istiyorum
istiyorum hepsini cok istiyorum..
Yok gitmek… var kalmak…



