artık dinemiz.com adresindeyim.
ArşivTemmuz, 2006
hastasıyım!!

vazolar, özel tasarımlar, kumaşlar,minderler, lambalar ah öyle severimki dekorasyon ürünlerini hele bi de özel
tasarımlarsa,hele bide benzersiz şeylerse işte ben onlara hastasıyım!
izmirde sabah saat 10 da girip akşam 5 te cıktıgım ikea ürünleri bunların başında gelir , hem güzel hem kullanışlı hem de çok ama çok ucuz
ha bi de sürekli sitesini gezip ‘bunu istiyorum, bunu da evet evet şu da süper’ diye kendimi kaybettigim Budun var, ehe ikea burda olmasa da Budun 30 m’2lik magazası i evime 5 dklık mesafe de olması yetiyor..
bi de özel tasarımlar var demiştim ya, onlara henüz gücüm yetemiyor, bi ara philippe-starck ünlü limon sıkacağı decorum magzasında satılmıştı, o zaman param yetmemişti de çok üzülmüştüm…
ve evet yazımın esas konusu beni kendine bağlayan bi kaç süpper ürün
- zamazingde gördüm, taş minderler
- duvara as tablo indir sandalye
- kokteyl süslerini anımsatan katlanır açılır lamba
- mum alevine tat veren dahiyane mumluklar
Konuya uygun şarkıyı da Crosby, Stills, Nash, and Young’dan dinliyoruz: Our House
sonunda…
yılardır hayalini kurduğum tatil yapıldı ve bitti ve ben çok iyi dinlendim , yüzdüm , güneş gördüm, yemek yapmadan karnımı doyurdum, boş boş saatlerce oturdum, denizi izledim , çakıl taşlarıyla oynadım, dondurma yedim, sefgilime baktım, burayı hazırlamak için cici şeyler düşündüm, uzun süredir aramadıgım arkadaslarımla görüştüm ,uzun süredir okumadığım dergi ve kitapları okudum, eskiden takip ettiğim internet sitelerini gezdim, red alert oynadım, kumlara bastım, çilek reçeli yaptım , saçlarımı ördüm, yüzüme maske yaptım, bir sürü film izledim sevgilime sarıldım, midye yedim ve evet burayı hazırladım…

Bi boşluk oldu ama şimdi… Ben tüm kış, bunun heyecanıyla yaşamıştım simyacı daki olaya benzedi, e ne ki o simyacı ben kimyacı
En yorgun zamanlarımda ,konuşmaktan sesimin kısıldığı zamanlarda kaçamak bi düşünceyle kendime “bekle dinecik az kaldı hepsi bitcek ve sen tatil yapabilceksin, 4 yıldır girmediğin denize gireceksin, bırak yol kenarındaki kirli su birikintilerine zıplamayı koca kız oldun biri görecek rezil olacaksın, hadi şimdi derin bi nefes al seni bekleyen insanların yanına dön tahta kalemlerini unutma ,çayından son bi yudum, hıh şimdi sigarayı da söndür , evet evet saçların iyi, hadiii ” dedim…
Shine on Syd…
Syd Barret ‘in60 yaşında hayatını kaybettiği açıklandı…ben ağladım…
Lise yıllarında bi kaset almıştım, albümün adı Relics idi, ilk dinleyişte kasetin A yüzündeki 2. şarkıyı çok sevip bi kaç hafta ortalarda See emiliii pleeey diye mırıldana mırıldana dolaşmıştım ve tabi o günlerde başladı Pink Folyd hayranlığım ve hala devam etmekte,, devam etmeyen ise Syd’in yaşamı…
Meddle albümünden sonra Syd ve gruptaki değer elemanlar arasında, hatta Syd il gerçek dünya arasında kopmalar başlamıştı ve bir süre sonra Syd stüdyoya kayıta geldiğinde artık gruba dahil olmadığını öğrendi, pek de sallamadı çünkü iyi değildi…
Ben hep şunu düşündüm; Pink Floyd‘un ilk kurulmasında yer alan bu dahi adam ya dağılmasaydı, Gilmour , Waters, Mason ve Wright gibi kalabilseydi Pink Floyd nasıl olurdu daha nasıl olurdu?
Grubun yanılmıyorsam 14 albumünün yalnızca 4 ünde yer aldı Syd Barret ve bu sıkı Pink Floyd hayranları için saygı duyulması, öpülüp başa konulmasını engellemedi, sahnede yaptığı hataları, bayılmaları, saatlerce tek notaya basılı kalan parmakları, kullandığı Acidler grup
arkadaşlarının ona şarkılar yapmasını engelleyemedi, benim bugün oturup onun için ağlayarak Shine on you crazy diamond dinlememi engellemedi…müzikal anlamda çok etkisi kaldı Pink Floyd’da bu kesinlikle yadsınamaz.
Bir söylenti dolaşmaktaydı epeydir; temmuzun ortalarında David Gilmour çok önemli bir açıklama yapacak diye, ben de acaba son bi kez full kadro bir araya geleceklermi diye düşünürken temmuzun ortasında Syd’in öldüğünü öğrenmek acıttı beni.
Rahat uyu diyerek bir mum yaktım onun için…ağlayarak Wish you were here mırıldandım içimden…
Shine on Syd…dönersin sanmıştık sen gittin…



